Zamanın Katmanları

Antik Çağdaki İnsanlar İçin de Bir Antik Çağ Vardı

5 Eylül 2026 · Tarih

TR / EN

Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpâre, geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında.

- Ahmet Hamdi Tanpınar, Ne İçindeyim Zamanın

Odyssey ve İlyada destanları için yapılan en popüler filmler, destanlar yazıya döküldükten yaklaşık 2750 sene sonra 2004’te Wolfgang Petersen’in Troy’u ve 2026’da Christopher Nolan’ın Odyssey’i. İlyada Truva savaşının son 50 gününü anlatıyor ve Hector'un cenazesiyle bitiyor. Film biraz Odyssey ile kesişiyor. Film olarak Troy’u çok severim. Bence destansı bir hollywood blockbuster filmi için çok başarılıydı. Şimdi baktığımda kendi yurtiçinde yapım maliyetini çıkaramamış gişede, fakat dünya genelinde 3 kat hasılat yapmış.Kaynak: Troy (2004) bütçe ve hasılat rakamları: Box Office Mojo, film künyesi. Yaklaşık 175 milyon $ bütçe, 133 milyon $ ABD-Kanada, 497 milyon $ dünya geneli. Truva savaşı denince benim de aklıma bu filmden sahneler gelir. Fakat son birkaç seneye kadar bu konuyla ilgili aklımda tarihi gerçeklik açısından tek şey: “Antik çağda Çanakkale’de geçmiş bir savaş, Homeros yazmış destan olmuş.” Ama bu konuda kaldırdığın her taşın altından başka bir araştırma konusu çıkıyor: destanın günümüze ulaşma hikayesinden, höyük denen şeylerin oluşumuna, antik dediğimiz şeylerin geçmiş perspektifine, yeryüzündeki jeolojik değişimlerin insanlık tarihi ölçeğindeki yerine kadar.

Truva savaşı Anadolu’nun tarihinde de önemli yer tutuyor. Geçmişte “Truva’nın intikamı alındı” sözünün atfedildiği birçok olay geçiyor çünkü o bölgede geçen savaşlar ve taraflar yüzyıllar geçse de birbirine benzerlikler gösteriyor.:

1. Fatih Sultan Mehmed (1462)

En güçlü ve gerçekten belgeli örnek bu. Fatih Sultan Mehmed, 1462’de Midilli seferi sırasında Truva (İlion) harabelerini ziyaret ediyor, Akhilleus ve Aias’ın mezarlarını soruyor, kahramanları övüyor ve şunu söylediği aktarılıyor:

“Bu şehri ve halkını öç almak, bunca zaman sonra bana nasip oldu. Burayı yıkanlar Yunanlılar, Makedonyalılar, Teselyalılar ve Peloponnesoslulardı; onların torunları, o zaman ve sonraki zamanlarda biz Asyalılara yaptıkları haksızlığın cezasını şimdi benim elimle ödediler.”Kaynak: İmroz’lu Mihail Kritovulos, Tarih-i Sultan Mehmed Han-ı Sânî, IV. kitap. Yunanca metin: Critobuli Imbriotae Historiae, Kritovulos Rum kökenli bir Osmanlı bürokratıydı ve eserini doğrudan Fatih’e ithaf etmişti. Yani saraya yakın, çağdaş bir kaynak. Fatih’in aynı çerçeveyi 1453 İstanbul’un fethi için de kurduğu genellikle bu pasajdan yola çıkarak söylenir. Ama Kritovlos’un biraz yalakalık yapmış olma ihtimaline karşı bu da çok güvenilir olmayabilir.

2. Atatürk’e atfedilen söz

1922 Büyük Taarruz / İzmir’e giriş sonrası Atatürk’ün “Truvalıların intikamını aldık” dediği anlatılır. Ancak bunun birincil kaynağı gösterilemiyor. Nutuk’ta ya da Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri derlemelerinde böyle bir ifade yer almıyor; anlatı genelde ikinci-üçüncü elden aktarımlarla, kaynak verilmeden tekrarlanıyor.

Destan ve Şehir

Truva savaşı iki açıdan çok ilginç. Biri truva savaşını ve sonrası için yazılan bu destanların günümüze ulaşırken izlediği yol. İkincisi ve bu yazıda değinmeye çalışacağım zaman ölçeğinin etkileyici bir örneği olarak Truva şehrinin kendi tarihi.

Destanın Günümüze Ulaşması

İlk ilginç nokta. Savaş Bronz Çağı’nın sonuna doğru yaşanıyor, yaklaşık M.Ö. 1150-1200 civarında gerçekleşiyor. HomerosBu arada Homeros da bir kişi mi yoksa bir grup ozan mı belli değil. usta ozan olarak bunu dikte ederek yazıya döktürdüğünde ise yıl M.Ö 700 civarı. Yani arada geçen 450 sene civarı bu hikaye tamamen sözel olarak ozanlarla nesilden nesile aktarılıyor. Homeros zamanı yazıya dökülmesinin sebebi ise o dönemde Fenike alfabesinin Yunancaya uyarlanması. Fenike alfabesi Akdeniz’de MÖ 1000’lerden beri yayılıyordu; Yunanlar MÖ 800 civarında ona ünlü harfleri ekleyip kendi alfabelerini kurunca, destanı bari kaydedelim diye kullanmışlar. Yazılırken truva savaşının üstünden 450 sene geçmiş. Neredeyse 1600’lerde yaşanmış bir olayın şimdi ilk kez yazılması gibi.Kaynak: Sözlü aktarım tekniği üzerine Milman Parry, The Making of Homeric Verse, ed. Adam Parry (Oxford: Clarendon Press, 1971) ve Albert B. Lord, The Singer of Tales (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1960). Alfabenin gelişi ve destanın yazıya geçişi için Barry B. Powell, Homer and the Origin of the Greek Alphabet (Cambridge: Cambridge University Press, 1991); tarihlendirme tartışması için M. L. West, “The Date of the Iliad,” Museum Helveticum 52 (1995): 203–219. Homeros için Akhilleus 15 nesil öncesiydi. Düşünün, Antik Yunan, Socrates, Plato, Aristo dönemi de, Homeros’un bunu yazıya dökmesinden 400 sene sonra yaşanacak. Bu ünlü ve bize göre antik dönem filozofları da İlyada’ya aynı bizim baktığımız yerden bakacaklar: çok eski tarihten bir destan. Aristo, 400 sene sonra Poetika’da Homeros’un tüm savaşı anlatmak yerine sadece belli bir bölümünü seçmesini övecek.Kaynak: Aristoteles, Poetika 23, 1459a30–37.

Destanın kendi dünya yolculuğu şöyle:

  1. Yazıdan önce yüzyıllarca sözlü gelenek ile taşındı.
  2. Homeros MÖ 700 civarında yazdırdı.
  3. Atina, MÖ 500’lerde ozanlar hikayeyi bozmasın diye resmî yazılı nüshaları zorunlu kıldı.
  4. İskenderiye Kütüphanesi’ndeki alimler, metinleri düzenledi ve her birini bugün hâlâ kullandığımız 24 “kitaba” böldü.
  5. Bizanslılar, Orta Çağ boyunca ufalanan papirüsü dayanıklı parşömene elle kopyaladı.
  6. 1453’te İstanbul’un fethinden sonra Rum alimler el yazmalarıyla İtalya’ya kaçtı ve ilk kez 1488’de Floransa’da basıldı.Kaynak: Metnin aktarım tarihi için M. L. West, Studies in the Text and Transmission of the Iliad (Münih: K. G. Saur, 2001) ve Gregory Nagy, Poetry as Performance: Homer and Beyond (Cambridge: Cambridge University Press, 1996). Atina’daki resmî nüsha (“Peisistratos düzenlemesi”) antik kaynaklara dayanan, bugün tartışmalı bir gelenektir: Cicero, De oratore III.137; Pausanias VII.26.13. İlk basım: Homeri Opera, ed. Dimitrios Halkokondilis (Floransa, 1488).

Şehir

Bronz Çağı Hititleri kayıt tutuyordu. Tabletlerinde Batı Anadolu’da Taruisa/Taruwisa adlı bir bölge ve orada Wilusa adlı bir şehirden söz ediliyor. Bu da Yunanca Troya ve Ilios (Ilion)'a benziyor. İlyada da bu şehrin isminden geliyor. Aynı zamanda Ahhiyawa adlı bir halktan bahsediliyor; bu da neredeyse kesin olarak Akhalar, yani Yunanlar.Bir Hitit antlaşması Truva kralının adını Alaksandu olarak veriyor. Bu da İlyada’da Prens Paris’in diğer adı olan Aleksandros’a şaşırtıcı derecede yakın. Truvalılar tam olarak Hitit değildi; batı Anadolulu bir halk olan Luviler’di, aynı Hint-Avrupa ailesinden yakın kültürel kuzenler.

Şehir çok kritik bir konumda, gemilerin poyrazın geçmesini beklediği boğaz girişinde bulunduğu için zaman geçtikçe zenginleşiyor, Antik Yunan’ın ataları olan Mikenler de bu yüzden buraya saldırıyor. Truva Savaşı’nın destandeki efsanevi nedeni Helen olsa da, asıl nedeni bu limanın kontrol altına alınması.

Mikenler, Akhalar, Yunanlar Aynı Şey mi?

Hepsi aynı halk ama isim koyanlar farklı.
Hepsi aynı halk ama isim koyanlar farklı.

Bu isimlerle aynı halktan bahsediliyor ama ismi koyanlar farklı. Aslında hepsi o bölgede yaşayan ve Yunanların atası sayılabiliecek ama Yunan gibi tek kimlik altında birleşmemiş bir halk.

Mikenler, Schliemann’ın Truva’dan sonra, 1876’da kazdığı Mykene sonrası verdiği isim. Yani Truva’yı kazan adam, Truva’ya saldıranların adını da koymuş oldu. Varsa yoksa ortalığı karıştırıyor bu adam. Zaten Akhalar deniyor, ne diye bir de sen kendin ad koyuyorsun?

Akhalar çağın kendi adı. Homeros Truva’ya gelen orduya üç isimle sesleniyor: Akhaioi, Danaoi, Argeioi. Bir kere bile “Hellen” demiyor.Kaynak: Thukydides, Peloponnesos Savaşı I.3: Homeros’un hiç kimseye toplu olarak “Hellen” demediğini, “Danaoi, Argeioi, Akhaioi” dediğini açıkça yazar. Homeros’un çağında toplu bir “Hellen” adı yoktu, çünkü ortak bir kimlik yoktu.Klasik çağda Akhaia sadece Peloponnesos'un kuzeyindeki küçük bir bölgenin adı; Roma sonradan bütün Yunanistan'a eyalet adı olarak bunu verecek. Ve bu ad destanın dışında da geçiyor: Hitit tabletlerindeki Ahhiyawa. Yani “Akha” modern bir terim değil; hem Bronz Çağı’nın kendi kayıtlarında hem de destanda duran, o çağda kullanılan ad.

Yunanlar sonradan doğan kimliğin adı ve o kimliğin üç ayrı adı var, üçü de başka yerden geliyor. Hellenes kendi verdikleri ad; ortak bir kimliğe MÖ 8. yüzyıldan sonra, Olimpiyatlar, Delphi ve ortak tapınaklar etrafında dönüşüyor, Pers savaşlarındaki “barbar” karşıtlığıyla da iyice sertleşiyor. Greek Latinlerin adı: Romalıların ilk tanıdığı grup, Aristoteles’in Dodona civarında oturduğunu söylediği Graikoi’lardı; Latince Graeci oradan çıkıp bütün halka yayılıyor. Yunan ise doğunun adı: Perslerin Batı Anadolu’daki İonialılara dediği Yauna, Aramice ve Arapça üzerinden Yūnān olup Türkçeye geçiyor.

Truva Savaşı’nı “Yunanlar Truvalılara karşı” diye anlatmak aslında bir anakronizm.Anakronizm, bir olay, nesne, kişi veya kavramın gerçekte ait olduğu zaman dilimi ile uyuşmayacak şekilde yanlış bir döneme yerleştirilmesi MÖ 1200’de ortada Yunanistan diye bir şey yok; birbirinden ayrı saray krallıkları var ve kendilerini tek bir halk saymıyorlar. O tek halk fikri savaştan yaklaşık 500 sene sonra, tam da savaşı anlatan destanın içinde doğuyor. Destan savaşı aktarırken aynı zamanda savaşanları da ilk kez tek bir “biz” haline getiriyor.

Aynı Tepede Üst Üste On Şehir

Şimdi işte bana en inanılmaz gelen kısım: Truva Savaşı’nda o surların üstünde duran bir Truvalı için, ayağının bastığı şehrin ilk taşının koyulması ona göre bile 1800 yıl önceydi; bugün bizim Roma İmparatorluğu’na baktığımız mesafe. Onların da bir antik çağı vardı ve o antik çağ tam da bastıkları tepenin içinde duruyordu.

Tarihte genel olarak Truva savaşının gerçekten yaşandığı ama mitolojik ögelerinin efsaneler olduğu düşünülmüş. Ancak truva savaşında bahsedilen İlion şehrinin tam olarak nerede olduğu kanıtlanamamış. Tarihte bu tartışma sürekli devam etmiş. En son 1870’lerde Çanakkale civarına gelen Heinrich Schliemann adında hazine avcısı bir Alman iş adamı, Hisarlık denen alçak bir tepeyi kazmaya başlıyor. Yüzlerce işçiyle tepenin ortasından aşağıya devasa bir hendek açıyor ve altından üst üste yığılmış, defalarca yanmış, defalarca yeniden kurulmuş surlu şehirler çıkıyor.Kaynak: Heinrich Schliemann, Ilios: The City and Country of the Trojans (Londra: John Murray, 1880) ve Troja (Londra: John Murray, 1884). Schliemann’ın yöntem ve iddialarının eleştirel değerlendirmesi: David A. Traill, Schliemann of Troy: Treasure and Deceit (Londra: John Murray, 1995). Tepeyi ondan önce işaret eden Frank Calvert’in payı için Susan Heuck Allen, Finding the Walls of Troy: Frank Calvert and Heinrich Schliemann at Hisarlik (Berkeley: University of California Press, 1999).

Schliemann'ın hendeği bugün hâlâ açık. Kesilmiş yüzeylerdeki levhalar hangi duvarın hangi şehre ait olduğunu gösteriyor: sol üstte Truva IX, aşağı indikçe daha eski şehirlerin kalıntıları bulunmakta.
Schliemann'ın hendeği bugün hâlâ açık. Kesilmiş yüzeylerdeki levhalar hangi duvarın hangi şehre ait olduğunu gösteriyor: sol üstte Truva IX, aşağı indikçe daha eski şehirlerin kalıntıları bulunmakta.

Schliemann’ın kazdığı o tepede Höyük: her biri bir öncekinin molozu üzerine kurulmuş şehirlerden oluşan bir yığın. Höyük oluşumunun jeoarkeolojisi için: Arlene Miller Rosen, Cities of Clay: The Geoarchaeology of Tells (Chicago: University of Chicago Press, 1986). birbirinin üstüne yığılmış dokuz ana şehir, Roma’dan sonraki Bizans dönemi için de kazı ekibinin gayrıresmî olarak Troia X dediği katman var.Kaynak (aşağıdaki tablo): Katman şeması ve tarihler için Carl W. Blegen v.d., Troy: Excavations Conducted by the University of Cincinnati, 1932–1938, 4 cilt (Princeton: Princeton University Press, 1950–1958) ve Manfred Korfmann yönetimindeki kazıların yıllık raporları, Studia Troica 1–15 (Mainz: Philipp von Zabern, 1991–2005). Toplu değerlendirme: Ernst Pernicka, C. Brian Rose ve Peter Jablonka (ed.), Troia 1987–2012: Grabungen und Forschungen (Bonn: Habelt, 2014). Truva VIII–X (Hellenistik, Roma, Bizans katmanları) için C. Brian Rose, The Archaeology of Greek and Roman Troy (Cambridge: Cambridge University Press, 2014).

Hisarlık höyüğünün kesiti. Üstteki ince katmanlar en yeni olanlar; Schliemann aradığı şehri en dipte sanıp ortadan aşağı kazd ve tam da ortasından aşağı yarıp geçti.
Hisarlık höyüğünün kesiti. Üstteki ince katmanlar en yeni olanlar; Schliemann aradığı şehri en dipte sanıp ortadan aşağı kazd ve tam da ortasından aşağı yarıp geçti.
Katman Tarih Ne oldu
Truva I MÖ ~3000–2550 Surlu küçük kale, taş temelli megaron evler. Yangınla yıkılmış.
Truva II MÖ ~2550–2300 Anıtsal rampa ve megaron, kuyumculuk. Schliemann’ın “Priamos’un Hazinesi” sandığı şey bu katmandan çıkmıştı. Yangınla yıkılmış.
Truva III MÖ ~2300–2150 Fakirleşme; sur içine tıkışmış küçük evler.
Truva IV MÖ ~2150–1900 Aynı mütevazı çizgide olaysız yüzyıllar.
Truva V MÖ ~1900–1750 Toparlanma, planlı yapı düzeni.
Truva VI MÖ ~1750–1300 Zirve dönemler. Eğimli devasa kireçtaşı surlar, kuleler, ilk at kemikleri, Miken ithal çanak çömleği, surların dışında hendekli bir şehir. Büyük olasılıkla depremle yıkılmış.
Truva VIIa MÖ ~1300–1180 Aşırı kalabalık, zeminlere gömülü erzak küpleri, duvarlara saplanmış ok uçları, gömülmemiş cesetler, şehir çapında bir yangın tabakası. Homeros’un anlattığı savaş için en iyi fiziksel aday.
Truva VIIb MÖ ~1180–950 Yıkıntı üstüne yeniden yerleşim. Elde yapılmış “tokmaklı seramik” Balkanlar’dan gelen yeni bir nüfusa işaret ediyor.
(ince kesinti) MÖ ~950–750 Yerleşim iyice seyrelmiş. Eskiden “tam terk” sanılıyor; bugün tartışmalı.
Truva VIII MÖ ~750–85 Aiol Yunanları şehri yeniden kuruyor. Athena Ilias Tapınağı bölgesel kült merkezi oluyor. Kserkses MÖ 480’de, İskender MÖ 334’te burada kurban keser. MÖ 85’te Romalı general Fimbria yağmalar.
Truva IX MÖ 85 – MS ~500 Roma’nın Ilium Novum’u: tiyatro, odeon, hamam, meclis binası. Roma kendini Aeneas üzerinden Truvalı saydığı için imtiyazlı bir akraba şehir. ~MS 500’deki depremle ağır hasar görür.
Truva X MS ~500–1300 Bizans Ilion’u. Piskoposluk merkezi, bazilika, mezarlık. 13. yüzyıla doğru söner; Osmanlı devrinde tepe artık tarladır ve adı Hisarlık’tır.
Truva VI'nın doğu kapısı: eğimli kireçtaşı sur ve dibinden dönerek geçen kapı yolu.
Truva VI'nın doğu kapısı: eğimli kireçtaşı sur ve dibinden dönerek geçen kapı yolu.

Dokuz ana şehir toplam 46 alt katmana ayrılıyor; MÖ ~3000’den MS ~1300’e.Kaynak: Katman sayımı ve höyüğün toplam kalınlığı için Pernicka, Rose ve Jablonka (ed.), Troia 1987–2012 (2014); özet bir döküm: Peter Jablonka, “Troy,” The Oxford Handbook of the Bronze Age Aegean, ed. Eric H. Cline (Oxford: Oxford University Press, 2010) içinde.

Bu katmanları uzaktan böyle listelemek kolay. Ama her bir katmandaki zamanı bir ömür açısından düşünün. Her bir katmanda dedesinden toruna nesiller var, hayatının tamamını Truva VIIa’nın içinde geçirmiş bir insan orayı durağan, kalıcı, var olan tek dünya olarak yaşamıştır. Çocukluklar, yemekler, tartışmalar, hasatlar, onlarca yıllık sıradan hayat. Ve bugün bize göre o koca ömür, bir santim kalınlığındaki ince bir kül şeridine sıkışmış durumda.

Şehrin olduğu tepede kesintisiz yaklaşık 4.500 yıllık yerleşim var. Ve Fatih Sultan Mehmed 1462’de oraya geldiğinde, son yerleşimin üstünden daha iki yüzyıl bile geçmemişti.

Yani Truva “kayıp şehir” değildi. Homeros’un savaşından sonra 2500 yıl daha yaşadı. Helenistik-Roma döneminde adı Ilium Novum’du. Athena Ilias tapınağı, tiyatrosu, surları olan, Roma’nın “atalarımızın şehri” diye ayrıcalık tanıdığı bir yerdi. Ve düzenli bir hac durağıydı:

Yani Truva, 15. yüzyılda “kayıp şehir” değildi. Yeri bilinen, üstünde taşı görünen, adı Homeros’tan beri kesintisiz taşınan bir harabeydi. Truva VIIa’da yaşayan biri için Truva I zaten 1800 yıllık bir antik çağdı; İskender için Truva VIIa 1000 yıl uzaktaydı; Julianus için İskender’in ziyareti 700 yıl önceydi. Aynı tepede duran her nesil, kendinden öncekilere bizim onların hepsine baktığımız gibi baktı.

Aynı tepede duran herkesin geriye baktığında gördüğü mesafe. Sürgüyü kaydır ya da bir isme dokun, onların durduğu yerde dur. İskender için Truva Savaşı 870 yıl gerideydi; bizim Fatih'e olan uzaklığımızın bir buçuk katı.

İlion İsmi Uzun Zamandır Biliniyorsa Neden Truvayla İlişkisi Zor Bulundu?

Yüzyıllar boyunca, harabeler kendi adını taşıyan bir şehrin altında durdu. Görülmemesinin ise birkaç sebebi var:

1. Antik çağ bu yeri zaten reddetmişti

En büyük sebep bu. MÖ 2. yüzyılda bölgeden bir alim olan Skepsisli Demetrios, “şu anda kendine Ilion diyen şehir Homeros’un Truva’sı değildir” tezini savundu ve gerçek yerin birkaç kilometre ötede olduğunu söyledi. Bu görüşü Strabon benimseyip Geographika’sına aldı. Strabon, 19. yüzyıla kadar Avrupa’nın antik coğrafya konusundaki bir numaralı otoritesiydi. Yani en çok okunan kaynak, doğru adresi açıkça yanlış ilan ediyordu.Kaynak: Strabon, Geographika XIII.1.25–43; İng. çev. H. L. Jones, Loeb Classical Library, c. VI (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1929). Skepsisli Demetrios’un otuz kitaplık Troya Kataloğu Üzerine şerhi kaybolmuştur; görüşleri yalnızca Strabon’un aktarımıyla bilinir. Tartışmanın modern değerlendirmesi: J. M. Cook, The Troad: An Archaeological and Topographical Study (Oxford: Clarendon Press, 1973).

2. İsim unutulmuştu

Bizans Ilion’u 13. yüzyıla doğru giderek dağılınca o adı taşıyan yaşayan bir yerleşim kalmadı. Osmanlı döneminde tepenin adı Hisarlık’tı; “kaleler yeri” anlamında, Anadolu’da onlarcası bulunan bir isim. Elinde Homeros’la gelen bir gezgin olsa, kimsenin “Ilion” demediği bir tarlaya bakıyor olacaktı.

3. Seksen yıl boyunca yanlış tepe sanıldı

1780’lerde Fransız gezgin Jean-Baptiste Lechevalier, gerçek Truva’nın 10 km güneydeki Pınarbaşı (Balı Dağ) olduğunu öne sürdü. Tezi şuydu: İlyada’da Akhilleus, Hektor’u şehrin biri sıcak biri soğuk iki pınarının çevresinde kovalar, Pınarbaşı’nda bol kaynak vardır, Hisarlık’ta yoktur. Bu görüş 19. yüzyılın büyük bölümünde hâkim kaldı.Kaynak: Jean-Baptiste LeChevalier, Description of the Plain of Troy, çev. Andrew Dalzel (Edinburgh, 1791); genişletilmiş hâli Voyage de la Troade, 3 cilt (Paris, 1802). 19. yüzyıl boyunca süren yer tartışmasının dökümü: Cook, The Troad (1973) ve Allen, Finding the Walls of Troy (1999).

4. Tepe hiçbir şeye benzemiyordu

Hisarlık alçak, ekilmiş bir tümsekti; üstünde görünen taşlar geç dönem Roma kalıntılarıydı, yani sıradan bir taşra kasabası izlenimi veriyordu. Altında 15 metre birikmiş şehir katmanı olabileceği kimsenin aklına gelmedi; höyük kavramı da, tabakalanmayı okuma yöntemi de henüz arkeolojinin standart aleti değildi. Üstüne bir de coğrafya tutmuyordu: Homeros’un Truva’sı denizin kıyısındadır, Hisarlık ise bugün kıyıdan 6 km içeride. Karamenderes ile Dümrek’in üç bin yılda koyu alüvyonla doldurduğu ancak sonradan anlaşıldı.

5. Kimse kazmamıştı

Tartışma yüzyıllarca tamamen metin okuyarak ve arazide yürüyerek yapıldı.

Hisarlık, çevresindeki ovadan zor ayrışan alçak bir tümsek. Bugünkü ziyaret yolunun altında on beş metrelik şehir birikintisi var.
Hisarlık, çevresindeki ovadan zor ayrışan alçak bir tümsek. Bugünkü ziyaret yolunun altında on beş metrelik şehir birikintisi var.

Aynı Tepe Aynı Rüzgar Aynı Kuşlar Aynı Günbatımı

Truvayı ziyaret ettiğinizde düşünmesi en sıradışı şey, orada esen rüzgarın birebir aynı rüzgar olması. Homeros İlion’a on ikiden fazla kez “rüzgârlı” diyor.Bu bitmek bilmeyen kuzey rüzgârının bugünkü adı poyraz; Karadeniz'den Çanakkale Boğazı'na huniden geçer gibi iniyor. Yelkenli gemiler rüzgâra karşı dosdoğru gidemez; boğazdan yukarı çıkmak isteyen tekneler aşağıdaki koyda demirleyip rüzgârın dönmesini beklemek zorundaydı, bazen haftalarca. Beklerken de su, yiyecek ve liman parası ödüyorlardı. Truva’yı zengin eden şey buydu.Kaynak: Rüzgâr, akıntı ve şehrin konumu üzerine Manfred Korfmann, “Troy: Topography and Navigation,” Troy and the Trojan War, ed. Machteld J. Mellink (Bryn Mawr: Bryn Mawr College, 1986) içinde, 1–16. Truva’nın bir ticaret ve liman kenti olduğu tezine itiraz: Frank Kolb, “Troy VI: A Trading Center and Commercial City?” American Journal of Archaeology 108 (2004): 577–613. Yani bugün harabelerde durduğunuzda saçınızı savuran hava akımıyla Hektor’un surdan aşağı bakarken kulağında uğuldayan hava akımı aynı.

Ama burada bir gariplik var. İlyada’ya göre gemilerden surlar yürüme mesafesinde sayılır. Troy filminde de çok yakında olmasa da yürüme mesafesi gibi gösterilmişti. Şehrin varlık sebebi rüzgâr ve liman idiyse, rüzgâr hâlâ orada da liman nerede? Hisarlık’ta durup baktığınızda deniz falan görmüyorsunuz; düz tarlalar görüyorsunuz ve kıyı 5-6 kilometre ötede.

Troy (2004): surlardan bakınca deniz ve kıyıya çekilmiş Yunan gemileri. Film bu mesafeyi benzetiyor. Gerçekte daha yakın olabilir. Ama bugün aynı yerden bakınca sadece tarla var.
Troy (2004): surlardan bakınca deniz ve kıyıya çekilmiş Yunan gemileri. Film bu mesafeyi benzetiyor. Gerçekte daha yakın olabilir. Ama bugün aynı yerden bakınca sadece tarla var.
Yunan ordusu kumsaldaki kamptan kalkıp ovayı geçiyor. Filmde de yürünecek kadar bir mesafe olduğu görülüyor ama yine de bence olması gerektiği kadar yakın değil. Bugün o kumsalın yerinde Karamenderes'in getirdiği alüvyon dolgusu var.
Höyükten ovaya bakış. Gemilerin çekildiği koy bu tarlaların altında.
Höyükten ovaya bakış. Gemilerin çekildiği koy bu tarlaların altında.

Değişen tek şey coğrafya oldu. Truva bir zamanlar derin bir koyun kıyısındaydı. Kaz Dağı’ndanHomeros'un İda'sı. Oradan inen iki nehir: Karamenderes (destandaki Skamandros) ve Dümrek (Simoeis). inen iki nehir üç bin yıl boyunca alüvyon taşıdı; koy önce sığlaştı, sonra bataklığa, sonra kuru ovaya döndü.

Koy önce sığlaştı, sonra bataklığa, sonra kuru ovaya döndü. Değişmeyen tek şey, üç panelin üstünden geçen rüzgâr.
Koy önce sığlaştı, sonra bataklığa, sonra kuru ovaya döndü. Değişmeyen tek şey, üç panelin üstünden geçen rüzgâr.

Savaş döneminde koy kısmen dolmuştu ama hâlâ birkaç kilometrelik korunaklı bir demirleme yeriydi. Yunanların gemilerini kıyıya çektiği yer orası olmalı. Bu uzun süre Homeros’un her şeyi uydurduğunun kanıtı sayıldı: şair, askerlerin gün içinde gemilerle surlar arasında defalarca gidip geldiğini söylüyor, oysa kıyı bugünkü yerinde olsa bu imkânsız olurdu. Sonra 1990’larda jeologlar ovanın dört bir yanında derin sondajlar yaptı ve buğday tarlalarının altından deniz fosilleri, tuzlu bataklık kili ve plaj kumu çıktı. MÖ 1250 civarında gerçekten de bir koy içerilere kadar uzanıyormuş, hem de tam Homeros’un Yunan kampını koyduğu yere kadar.Kaynak: John C. Kraft, İlhan Kayan ve Oğuz Erol, “Geomorphic Reconstructions in the Environs of Ancient Troy,” Science 209, no. 4458 (1980): 776–782; John C. Kraft, George Rapp, İlhan Kayan ve John V. Luce, “Harbor Areas at Ancient Troy: Sedimentology and Geomorphology Complement Homer’s Iliad,” Geology 31, no. 2 (2003): 163–166. Sondaj serilerinin kazıyla birlikte yayımı için İlhan Kayan’ın Studia Troica ciltlerindeki raporları. Homeros yazıya döktüğü dönemde kıyı şeridi ve coğrafya böyle değildi, yani bu durum uydurduğunu değil tam tersine gerçekten 500 sene önceki savaşın nesiller boyunca bu detaylar değişmeden kulaktan kulağa aktarıldığını gösteriyor. İnanılmaz bir şey. Homeros uydurdu desen, sonradan kanıtlanan bu coğrafi farkı uydurabilir miydi?

Destanda Geçen Yerler Bugün Nerede

Koyun kaybolması en dramatik değişim ama tek değişim o. İlyada’yı yanınıza alıp Hisarlık’ta durursanız, destanın tarif ettiği manzaranın neredeyse tamamını hâlâ yerinde bulabiliyorsunuz; değişen çoğunlukla sadece isimler:Kaynak (aşağıdaki tablo): Walter Leaf, Troy: A Study in Homeric Geography (Londra: Macmillan, 1912); J. M. Cook, The Troad (Oxford: Clarendon Press, 1973); Strabon, Geographika XIII. Antik adların Homeros’taki geçtiği yerler için İlyada’nın ilgili kitapları.

Destanda Bugün Not
Skamandros (tanrıların dilinde Ksanthos) Karamenderes Kaz Dağı’ndan inip Kumkale’de boğaza dökülür
Simoeis Dümrek Çayı Kuzeydoğudan gelip ovada Karamenderes’e karışır
İda Kaz Dağları Zeus savaşı Gargaros zirvesinden seyreder; en yüksek noktası 1.774 m
Tenedos Bozcaada Apollon’un adası; donanmanın tahta at gecesinde arkasına saklandığı yer
İmbros Gökçeada Truva ovasından bakınca Semadirek’i gizleyen ada
Samothrake Semadirek Poseidon’un savaşı seyrettiği doruk
Sigeion ve Rhoiteion burunları Kumkale–Yeniköy sırtı ve İntepe Koyun ağzını tutan iki burun; Yunan kampı ikisinin arasında
Khryse Gülpınar Destanın ilk sayfasındaki rahip Khryses’in yeri; Apollon Smintheion Tapınağı hâlâ ayakta
Thebe (Plakos eteğinde) Edremit civarı Andromakhe’nin memleketi; Akhilleus yağmalamıştı
Abydos Nara Burnu Truvalı müttefiklerden; boğazın en dar yeri, Kserkses köprüsünü buraya kurdu
Zeleia, Aisepos kıyısında Gönen Çayı boyu Truva’ya ok atan Pandaros’un memleketi
Dardania Dardanel Boğazın adı, Priamos’un atası Dardanos’tan geliyor

Nehirler

Homeros, Skamandros’un tanrılar arasındaki adının Ksanthos, yani “sarı” olduğunu söylüyor. Kaz Dağı’ndan inen su taşıdığı alüvyon yüzünden bugün de aynı sarı-kahve renkte akıyor. İlyada’nın 21. kitabında bu nehir bir tanrı olarak Akhilleus’un üstüne taşıyor, kahraman kıyıdaki bir karaağaca tutunup canını zor kurtarıyor.Kıyıdaki ağaçlar da destandakiler: söğüt, ılgın, karaağaç. Karamenderes bugün de aynı huyda; yazın üstünden adımlayabileceğiniz ince bir akıntı, kışın ve ilkbaharda ovayı basan bir sel arasında gidip geliyor. 1996’da tamamlanan Bayramiç Barajı artık onu yukarıdan tutuyor. Akhilleus’la boğuşan nehir bugün ovada on beş bin hektarı sulayan bir şebekenin başı. 12. kitapta tanrılar tam da bu iki nehri, Skamandros ile Simoeis’i birleştirip Yunanların gemi kampını koruyan surunu süpürüyorlar. Ve gerçekten de o surdan bugüne tek bir taş bulunabilmiş değil. Ova her şeyi yuttu.Kaynak: İlyada XX.73–74 (Ksanthos adı), XXI.233–382 (Skamandros’un Akhilleus’un üstüne taşması), XII.17–33 (tanrıların iki nehri birleştirip Yunan surunu süpürmesi). Türkçesi: Homeros, İlyada, çev. Azra Erhat ve A. Kadir (İstanbul: Can Yayınları).

İki pınar

22. kitapta Akhilleus, Hektor’u surların çevresinde kovalarken iki pınarın yanından geçiyorlar: biri buram buram sıcak, öbürü yazın ortasında bile dolu gibi soğuk; yanlarında da Truvalı kadınların savaştan önce çamaşır yıkadığı taş yalaklar var. Bu tek detay, 19. yüzyılın büyük bölümünde arayışı 10 km güneydeki Pınarbaşı’na kaydırdı, çünkü Hisarlık’ın çevresinde öyle bir sıcak-soğuk çifti yok. Ama 1997’de Korfmann’ın ekibi kalenin güneyinde başka bir şey buldu: kayanın içine oyulmuş, yeraltından su taşıyan bir mağara ve tünel sistemi. Tavandaki sarkıtların uranyum-toryum tarihlemesi, sistemin MÖ ~2900’de, yani daha Truva I’in ilk yüzyıllarında, kullanılmaya başlandığını ve Roma dönemine kadar sürdüğünü gösterdi.2000’lerde ovanın kaynakları hidrojeolojik ve hidrokimyasal olarak da tarandı; Homeros’un pınar çifti hâlâ kesin biçimde eşleştirilmiş değil. Yeraltı suyu yıl boyu sabit sıcaklıktadır, soğuk bir sabahta ağzı tüter. Üstüne, Hitit tabletlerindeki Alaksandu antlaşması Wilusa’nın kutsal tanıkları arasında bir yeraltı su yolu sayıyor. Yani şehrin altında, destan yazıya dökülmeden iki bin yıl önce açılmış ve kutsal sayılmış bir su kaynağı var.Kaynak: İki pınar: İlyada XXII.147–156. Kalenin güneyindeki mağara ve tünel sistemi ile sarkıtların uranyum-toryum tarihlendirmesi: Manfred Korfmann, “Troia: Ausgrabungen 1997,” Studia Troica 8 (1998). Wilusa’nın tanrı tanıkları arasında sayılan yeraltı su yolu (KASKAL.KUR) için Beckman, Hittite Diplomatic Texts, no. 13.

Gemilerin çekildiği kıyı

Destan Yunan kampını iki burnun arasına koyuyor: Sigeion ve Rhoiteion. İkisi de yerli yerinde. Biri Kumkale-Yeniköy tarafındaki sırt, öbürü ovanın öteki ucundaki İntepe. Aradaki koy artık tarla ama iki burun hâlâ göründüğü için kampın sınırlarını gözünüzle çizebiliyorsunuz. Bir alternatif yer daha var: boğazın dışında kalan, Ege’ye bakan Beşik Koyu.Poyraz gemilerin limanda beklemesinin bir nedeni, diğer nedeni ise akıntı: Marmara'dan Ege'ye doğru boğazdan sürekli bir yüzey akıntısı iner, dar yerlerde birkaç knot'ı bulur. Yelkenliyle hem rüzgâra hem suya karşı çıkamazsınız. 1982-87 kazılarında koyun kenarında Bronz Çağı’na ait bir mezarlık çıktı. Miken çanak çömleğiyle gömülmüş, kadını erkeği çocuğu olan ama yaşlısı olmayan bir topluluk. Yani rüzgârı beklerken orada ölmüş gemiciler. Beşik bugün bir plaj.Kaynak: Manfred Korfmann’ın Beşik-Tepe kazılarına dair ön raporları, Archäologischer Anzeiger (1984–1988); mezarlığın nihai yayını: Maureen A. Basedow, Beşik-Tepe: Das spätbronzezeitliche Gräberfeld, Studia Troica Monographien 1 (Mainz: Philipp von Zabern, 2000).

Ovadaki konik tepecikler

Tarlaların ortasında ve kıyı sırtlarında duran, uzaktan fark edilen konik höyükler var: Sivritepe, Beşik Sivritepe, İntepe, Üvecik Tepe. Antik çağ boyunca bunlar kahramanların mezarı diye gösterildi; Sivritepe Akhilleus’un, boğaza bakan bir diğeri Aias’ın mezarı sayılıyordu. İskender’in yağ döktüğü, Fatih’in 1462’de “nerede” diye sorduğu mezarlar bunlar. Bugün de oradalar, yanlarından arabayla geçiyorsunuz. Tuhaf olan şu: kazılanların hiçbirinden Bronz Çağı savaşçısı çıkmadı. En irisi olan Üvecik Tepe’nin, Caracalla’nın Patroklos taklidi cenaze töreni yaptırdığı arkadaşı Festus’a ait olduğu anlaşıldı. Yani höyükler destanı değil, destanın hayranlarını takip ediyor: ova sadece şehir katmanı biriktirmemiş, hac katmanı da biriktirmiş.Kaynak: Ovadaki tümülüslerin kazısı ve kimliklendirilmesi için C. Brian Rose, The Archaeology of Greek and Roman Troy (Cambridge: Cambridge University Press, 2014) ve J. M. Cook, The Troad (1973). Caracalla’nın Festus için düzenlettiği cenaze töreni: Herodianos IV.8.4–5; Cassius Dio LXXVIII.16.7.

Poseidon’un oturduğu yer

13. kitapta Poseidon savaşı “ormanlık Samothrake’nin en yüksek doruğundan” seyrediyor; oradan hem İda’yı, hem İlion’u, hem Yunan gemilerini gördüğü söyleniyor. Truva ovasında durup baktığınızda Semadirek’i doğrudan göremezsiniz, önünde Gökçeada durur. Ama Semadirek’in 1.600 metrelik Fengari zirvesi, açık havada Gökçeada’nın sırtının üstünden görünür.19. yüzyıldan beri Truva'ya gelen gezginlerin "Homeros burayı gerçekten biliyormuş" diye düşünmesinin nedenlerinden biri bu. Yani ozan tanrısını, bütün sahneyi aynı anda gören tek noktaya oturtmuş. O noktayı ancak orada durup ufka bakmış biri seçebilir.Kaynak: İlyada XIII.10–14. Semadirek’in Gökçeada’nın sırtı üzerinden görünürlüğüne dair gözlemler: Walter Leaf, Troy: A Study in Homeric Geography (1912) ve Cook, The Troad (1973).

Geri kalan hemen her şey aynı kaldı:

Zamanın Ölçeğini Biraz Daha Büyütelim

Truva bölgesindeki coğrafi değişikliklerin insan ömründe fark edilmemesi ancak nesiller boyu anlatılan hikayelerde bu farkları görebiliyor olmamız çok etkileyici. İlion şehrindeki katmanlar, her katmandan bir ömür seçtiğinizde o ömrün ne kadar da normal geçtiğini düşünün. Her şey hep varmış ve hep var olacakmış gibi.Bunun bir adı var: kayan taban çizgisi (shifting baseline). Her nesil değişimi kendinden öncesine göre değil, kendi çocukluğunda gördüğü hâle göre ölçer; o hâli de "doğal" sanır. Terim balıkçılıktan geliyor. Daniel Pauly, "Anecdotes and the Shifting Baseline Syndrome of Fisheries," Trends in Ecology & Evolution 10, no. 10 (1995): 430.

Aynı Ovanın Jeolojik Katmanları

Şimdi biraz merceğimizi ayarlayalım. Truva’ya yukarıdan bakarken biraz daha yukarı çıkalım, gezegenimiz, güneş sistemimiz, evrenin geri kalanı. Tüm insanoğlu olarak biz de dünyada zamanın bir katmanındayız. Bin yılları geçin, jeoloji için bile milyon yıllar o kadar kısa ki… İnsanoğlu için ezelden beri var olan dağlar, bu ölçekte bitkinin timelapse videolarda büyümesi gibi, dün oluşmuş gibi. Tektonik plakalar sürekli hareket halinde ve dünya sürekli değişiyor. Kısacık bir zamanda insanoğlu doğuyor evriliyor varoluyor. Küçücük bir truva kül katmanından farkı yok.

İyi tarafı şu: bu ölçeği anlatmak için ovadan ayrılmaya bile gerek yok. Yukarıda saydığımız her şey kendi katman yığınının üstünde duruyor: höyük, ova, nehirler, boğaz, rüzgâr.

Tepe hareket ediyor

GPS ölçümleri Anadolu levhasının Kuzey Anadolu Fayı boyunca batıya doğru yılda yaklaşık 2,2 santim kaydığını gösteriyor.Kaynak: Simon McClusky v.d., “Global Positioning System Constraints on Plate Kinematics and Dynamics in the Eastern Mediterranean and Caucasus,” Journal of Geophysical Research 105, no. B3 (2000): 5695–5719; Robert Reilinger v.d., “GPS Constraints on Continental Deformation in the Africa-Arabia-Eurasia Continental Collision Zone,” Journal of Geophysical Research 111 (2006): B05411. Levha hareketinin genel çerçevesi: A. M. Celâl Şengör ve Yücel Yılmaz, “Tethyan Evolution of Turkey: A Plate Tectonic Approach,” Tectonophysics 75 (1981): 181–241. Yani Hektor’un surdan baktığı günden bu yana Hisarlık, Ege’ye doğru yaklaşık 70 metre yol aldı. Truva I’in ilk taşı konduğundan beri ise 110 metre. Höyüğün kendi çapı kadar. Ovayı dolduran alüvyonu “büyük değişim” sayıyorduk; altındaki zemin de aynı süre boyunca sessizce kaymış.

Dağ dünden kalma

Homeros’un “çok pınarlı” İda’sı, Kaz Dağları, bir dağ olarak yaklaşık 25 milyon yıllık.Kaynak: Aral I. Okay ve Muharrem Satır, “Coeval Plutonism and Metamorphism in a Latest Oligocene Metamorphic Core Complex in Northwest Turkey,” Geological Magazine 137, no. 5 (2000): 495–516. İçindeki kayanın kendisi çok daha yaşlı; ama “dağ” dediğimiz şey, yani manzara, gezegenin tarihinin son %0.5’luk kısmında oluşmuş. Zeus’un savaşı seyrettiği zirve, dünya ölçeğinde daha dün yükselmiş.

Deniz de yeni

Truva’nın önündeki Akdeniz, 5,96 ile 5,33 milyon yıl önce arasında neredeyse tamamen kurudu; Cebelitarık kapanınca havza buharlaşıp kilometrelerce derin bir tuz çölüne döndü. Sonra Cebelitarık yeniden açıldı ve Zanclean taşkını havzayı belki birkaç yılda, belki birkaç bin yılda doldurdu.Kaynak: Kenneth J. Hsü, William B. F. Ryan ve Maria B. Cita, “Late Miocene Desiccation of the Mediterranean,” Nature 242 (1973): 240–244; taşkının hızına dair modelleme: Daniel Garcia-Castellanos v.d., “Catastrophic Flood of the Mediterranean after the Messinian Salinity Crisis,” Nature 462 (2009): 778–781. Yani Akhilleus’un baktığı deniz, bugünkü hâliyle 5 milyon yaşında. Truva’nın 4.500 yıllık kesintisiz yerleşimi, o denizin yaşının binde birinden az.

Boğazdaki akıntı bile insanlık tarihi kadar genç

Yazının başında Truva’yı zengin eden şeyin poyraz ve Marmara’dan inen yüzey akıntısı olduğunu söylemiştik. O akıntının var olabilmesi için Karadeniz’in Akdeniz’e bağlı olması gerekiyor. Oysa Karadeniz, son buzul çağının sonuna kadar seviyesi çok daha düşük, tatlı su bir göldü; boğazlar kapalıydı.Buzul maksimumunda (yaklaşık 20 bin yıl önce) deniz seviyesi bugünkünden 120–130 metre aşağıdaydı. Çanakkale Boğazı bir nehir vadisiydi, Bozcaada ve Gökçeada karada birer tepe. Homeros'un "denizin ortasındaki ada" dediği yerlere yürüyerek gidilirdi. Yaklaşık 9.000–7.000 yıl önce Akdeniz suyu İstanbul Boğazı’ndan içeri girdi ve göl bir denize dönüştü. Bu arada bu olay genel olarak Gılgamış’taki sel anlatısıyla ve büyük dinlerdeki tufan ile benziyor. Bu olay da binlerce sene sözel olarak nesilden nesile aktarılmış olabilir.

Sırayla dizince höyüğün kendisi bu ölçekte çok küçük bir yer kaplıyor:

Katman Ne kadar önce Not
Ege açılıyor, Kaz Dağları yükseliyor ~25.000.000 yıl Manzaranın kendisi oluşuyor
Akdeniz kuruyor ve yeniden doluyor ~5.300.000 yıl Truva’nın önündeki deniz bu yaşta
Homo sapiens ~300.000 yıl Günümüz insanı ortaya çıkıyor
Karadeniz taşıyor, boğaz akıntısı başlıyor ~9.000 yıl Truva’yı zengin edecek akıntı
Truva I ~5.000 yıl İlk sur
Truva Savaşı ~3.200 yıl Höyüğün ortası
Homeros yazdırıyor ~2.700 yıl
Fatih höyüğü ziyaret ediyor 564 yıl
Schliemann kazmaya başlıyor 156 yıl

Kozmik Takvim

Carl Sagan’ın meşhur bir ölçeklendirmesi var: evrenin 13,8 milyar yıllık tarihini tek bir takvim yılına sıkıştırın.Kaynak: Carl Sagan, The Dragons of Eden: Speculations on the Evolution of Human Intelligence (New York: Random House, 1977), 1. bölüm. Evrenin yaşı (13,787 ± 0,020 milyar yıl) için Planck Collaboration, “Planck 2018 Results. VI. Cosmological Parameters,” Astronomy & Astrophysics 641 (2020): A6. Dünya’nın yaşı (4,54 milyar yıl) için Clair C. Patterson, “Age of Meteorites and the Earth,” Geochimica et Cosmochimica Acta 10, no. 4 (1956): 230–237. Büyük Patlama 1 Ocak gece yarısı, bugün de 31 Aralık gece yarısı olsun. Bu takvimde bir gün 37,8 milyon yıl, bir saat 1,6 milyon yıl, bir saniye ise yaklaşık 440 yıl ediyor.

Olay Gerçek zaman Kozmik takvimde
Büyük Patlama 13,8 milyar yıl önce 1 Ocak, 00:00
Dünya oluşuyor 4,54 milyar yıl önce 2 Eylül
İlk yaşam izleri ~3,8 milyar yıl önce 21 Eylül
Kaz Dağları yükseliyor ~25 milyon yıl önce 31 Aralık, 08:00
Akdeniz kuruyor ~5,9 milyon yıl önce 31 Aralık, 20:15
Homo sapiens ~300 bin yıl önce 31 Aralık, 23:48:30
Karadeniz taşıyor ~9.000 yıl önce 31 Aralık, 23:59:39
Truva I kuruluyor ~5.000 yıl önce 31 Aralık, 23:59:48
Truva Savaşı ~3.200 yıl önce 31 Aralık, 23:59:52,7
Homeros yazdırıyor ~2.700 yıl önce 31 Aralık, 23:59:53,8
Fatih Truva’da 1462 31 Aralık, 23:59:58,7
Schliemann kazıyor 1870 31 Aralık, 23:59:59,6

Bir insan ömrü bu takvimde beşte bir saniye. Göz kırpmak 0,1–0,4 saniye sürüyor. Yani ömrünüz kelimenin tam anlamıyla bir göz kırpması.

Bu yazının bütün konusu o takvimin son on iki saniyesine sığıyor.

Peki O Zaman Neden Kimseyle Karşılaşmadık?

Biraz daha yukarı çıkalım. Galaksilerin ve tüm evrenin seviyesinden bakalım, daha gencecik 13 milyar yıllık evrende başka dünya dışı medeniyetlerin tam da insanoğlunun 2 milyon yıllık mini minnacık yaşam dönemine denk gelmesi ne kadar olası ki?Fermi'nin sorusu 1950'de Los Alamos'ta öğle yemeğinde sorulmuş: "Peki nerede herkes?" Yazıya dökülmüş hâli için Eric M. Jones, "Where Is Everybody?" An Account of Fermi's Question, Los Alamos teknik raporu LA-10311-MS (1985). Paradoksun resmî argüman hâline getirilişi: Michael H. Hart, "An Explanation for the Absence of Extraterrestrials on Earth," Quarterly Journal of the Royal Astronomical Society 16 (1975): 128–135; Frank J. Tipler, "Extraterrestrial Intelligent Beings Do Not Exist," QJRAS 21 (1980): 267–281. Belki biz ilkiz, belki yüzlerce medeniyet gelişecek ama geliştiğinde biz minicik bir zaman katmanında başlayıp bitmiş olacağız. Uzaklık ve zaman ölçeğinden düşününce denk gelmemiz çok düşük ihtimal gibi görünüyor. Fermi paradoksu belki de burada çok fazla gezegen olduğundan en azından bir tanesinin denk gelmesini öngörüyor olabilir ama bence bu uzaklık ve sayı açısından bir yaklaşım. Zaman ölçeğini kattığımızda denk gelme aralığı çok ama çok daha fazla düşüyor.

Bu sezgi aslında Drake denkleminin içinde zaten duruyor, ama en az konuşulan yerinde duruyor. Denklemin yedi teriminden altısı “kaç tane” sorusunu soruyor: kaç yıldız, kaç gezegen, kaçında yaşam. Sonuncusu, L, tek başına “ne kadar süre” diye soruyor. Bir medeniyetin tespit edilebilir sinyal yaydığı ömür.Kaynak: Denklem 1961’de Green Bank’teki ilk SETI toplantısında formüle edildi; Frank D. Drake, “Project Ozma,” Physics Today 14, no. 4 (1961): 40–46. Zaman boyutunun ayrıca ele alınması için Milan M. Ćirković, “The Temporal Aspect of the Drake Equation and SETI,” Astrobiology 4, no. 2 (2004): 225–231. Ve L, denklemdeki en bilinmeyen sayı. Bizim kendi L’imiz şu an 120 yıl civarında. İlk güçlü radyo vericilerinden bu yana.120 yıl, Homo sapiens'in 300 bin yılının on binde dördü. Evrenin yaşının ise yüz milyonda birinden az. Bu pencerenin, başka bir gezegendeki bir başka pencereyle çakışmasını istiyoruz. Türümüzün toplam yaşının on binde dördü. Höyükteki bir kül şeridi bile bundan kalın.

Drake denklemi. Terimlerin altısı "kaç tane" diye soruyor: kaç yıldız, kaç gezegen, kaçında yaşam. Sonuncusu L ise "ne kadar süre" diye soruyor ve cevabı en belirsiz olan da o.
Drake denklemi. Terimlerin altısı "kaç tane" diye soruyor: kaç yıldız, kaç gezegen, kaçında yaşam. Sonuncusu L ise "ne kadar süre" diye soruyor ve cevabı en belirsiz olan da o.

Üstelik “aynı anda” dediğimiz şey bu ölçeklerde tanımsız. Samanyolu 100 bin ışık yılı çapında; galaksinin öbür ucundaki bir medeniyetten gelen sinyal bize ulaştığında, o medeniyetin doğup batmasından 100 bin yıl geçmiş olabilir. Truva analojisiyle: elimizdeki her sinyal, gönderenin çoktan bir kül katmanına dönüşmüş olabileceği bir mektup. Homeros’un destanının 450 yıl sonra yazıya geçmesi gibi. Sadece ölçek dört basamak büyük.

İlginç olan şu ki bu argümanın modern hâli yukarıdaki sezgiyi destekliyor. 2018’de Oxford’dan bir ekip, Drake denklemine tek tek “en makul” sayıları koymak yerine her terime bilimsel literatürdeki belirsizlik aralığını koydu ve sonucu binlerce kez örnekledi. Çıkan dağılımda, “gözlemlenebilir evrende yalnız olma” ihtimali hiç de küçük değil. Paradoksun kendisi çözülmesi gereken bir bilmece olmaktan çıkıyor.Kaynak: Anders Sandberg, Eric Drexler ve Toby Ord, “Dissolving the Fermi Paradox,” arXiv:1806.02404 (2018).

“Belki biz ilkiz” tarafının da savunucusu var. Kırmızı cüce yıldızlar trilyonlarca yıl yanıyor; evren yıldız üretme ömrünün daha binde birindeyken bugünü yaşıyoruz.Kaynak: Fred C. Adams ve Gregory Laughlin, “A Dying Universe: The Long-Term Fate and Evolution of Astrophysical Objects,” Reviews of Modern Physics 69, no. 2 (1997): 337–372. Yaşamın kozmik zaman içindeki olasılığını hesaplayan bir çalışma, yaşamın ortaya çıkma ihtimalinin çok uzak gelecekte, düşük kütleli yıldızların etrafında zirve yapacağını söylüyor: bu doğruysa biz evrenin erken sakinleriyiz, geç kalmışları değil.Kaynak: Abraham Loeb, Rafael A. Batista ve David Sloan, “Relative Likelihood for Life as a Function of Cosmic Time,” Journal of Cosmology and Astroparticle Physics 2016, no. 8 (2016): 040. Yani belki de biz Truva I’iz: üstümüze kurulacak dokuz şehir daha var ve hiçbirinden haberimiz yok.

Bunun bir de aşağı doğru bakan hâli var. Güneş’in parlaklığı artıyor; hesaplar Dünya’daki biyosferin bir milyar yıl kadar daha sürebileceğini söylüyor.Kaynak: Ken Caldeira ve James F. Kasting, “The Life Span of the Biosphere Revisited,” Nature 360 (1992): 721–723. Bir milyar yıl, kozmik takvimde yirmi altı gün. Yani gezegenin geriye kalan bütün geleceği bile, o takvimde tek bir ayı doldurmuyor.

Hisarlık’ta duran biri için bunların hiçbiri hissedilmiyor. Rüzgâr aynı rüzgâr, kokular aynı kokular, güneş aynı yerden batıyor. Tam da yazının başındaki mesele bu: bir ömrün içinden bakınca her şey durağan görünüyor.


Fotoğraflar Wikimedia Commons’tan, serbest lisanslarla: Schliemann hendeği (Dosseman, CC BY-SA 4.0) · Truva VI doğu kapısı (Mosbatho, CC BY 4.0) · Hisarlık höyüğü (Barrowbob, CC BY-SA 4.0) · Ova (Jorge Láscar, CC BY 2.0).

Film kareleri: Troy (2004), yön. Wolfgang Petersen, Warner Bros.; kısa alıntı, eleştiri ve yorum amacıyla.